Gerdek nedir?

Gelin ve damadın düğün gecesi baş başa kalmaları ve ilk kez birlikte olmaları anlamına gelmektedir. Gerdek kelimesinin 2. anlamı "zifaf" dır.

Bu ilk buluşmanın özelliği, kadın ve erkek için daha önce bilinmesi mümkün olmayan maddi ve manevi mahremiyetin ortadan kalkmasıdır. Çünkü o geceden önce, ayrı dünyalarda yaşayan iki insan, birbirlerine yaklaşarak, aynı hayatı paylaşma durumuna gelmişlerdir. Bunun da ötesinde, aile olarak belirli hak ve görevleri “fiilen yaşama” olayını başlatmışlardır.

Gerdek gecesini, sadece cinsi yönden iki farklı cinsin birbirlerini tanıması olarak görmemesi gerekir. Bu beraberlik aynı zamanda, manevi ve hissi bir bütünleşmenin de başlangıcı olmaktadır. Olgunluk seviyesine gelen iki gencin, ondan sonraki hayatları belirli bir ölçü ve plan dahilinde sürecektir. Bu bakımdan gerdek gecesi; son derece ciddi ve ağır sorumluluklarla dolu bir hayatın başlangıç anıdır.

Tek kelime ile bir planlama kararının verileceği zamandır. Bir çift paylaşacakları hayatta birbirleri için düşündüklerini açıkça anlatacak ve karşılıklı olarak yekdiğerinden beklediği tavır ve davranıştan konuşacaklardır. Gerdek, İslami bir olaydır. Çünkü gerdek olayında gözümüze çarpan olağanüstü durum, kadın ve erkeğin meşru ölçüler içersinde bir araya gelmesi ve evlilik gibi büyük bir hadisenin düşünülüp, tartışılarak gerçekleştirilmesidir.

Gerdek olayında, birbirlerini uzaktan tanıyan çiftin yakın bir temas ile ve ciddi bir ortamda karşısındakini ölçülü bir şekilde değerlendirmesi söz konusudur. Çünkü evlilik ile yeni bir hayata başlangıçta, karşıdaki insan bütün özellikleri ile tanınmak durumundadır.

Tarihi

Gerdek, bir çeşit kutluluğu ve tabuluğu bulunan, tek bir oda ve çadırdır. Gerdeğe girmek de bu otağa girmektir. Hem gelin ve hem de güveyi ( damat ) için sözkonusudur. Türkler buna, güveyiyi anmadan, yalnızca “gelin odası” da derler. Gelin odası, ipeklerle süslenmiş, süslü bir odadır. Kaşgarlı Mahmud bu odaya Türklerin “münderü” dediklerini söylüyor. Arapların “mizeffe” ve “menassa” dedikleri gerdek evleri, süslü odalardı.

gerdek

XI. yüzyıl Türklerinde de gelin odası, ipekten veya kumaştan tüllerle kaplanır ve süslenirdi. Hatta Kaşgarlı Mahmud, “gelin odasının tülleri (rüzgarla) yelpidi” diye bir örnek de veriyordu. Tülvir veya Tülfir adı verilen bu Türk tüllerini, nedense Brockkelmann indeksine almamıştır. Anadolu’da da gerdeğe girmek için “odalanmak” diye güzel bir deyim kullanılır.

Orta Asya’ya yani Timurlu ve Çağatay kültür çevrelerine doğru gidildikçe de, gerdek sözü kaybolur ve gerdek yerine “otağ” deyimi kullanılmaya başlanır. Radlof’a göre gerdek çadırı, önceden yeni olarak yaptırılır ve dikilirdi. Buna “ak otağ” derlerdi. Ak otağın ilk misafiri de, yeni gelin olacaktı. Bunun da ayrı ve güzel bir manası vardır.

Dede Korkut’ta oğlu olanlar ak otağa, kızı olanlar ise kırmızı veya kızıl otağa oturtulmuşlardı. Bundan da anlaşılıyor ki, ak otağlılar oğlan eviydi. Gelinler ise ergencelik olarak, kırmızı kaftan giyiniyorlardı. Onların otağlarının sembolü de kırmızı olmalıydı. Zemahşeri Harezmşahlar çağındaki Türklerin gelin odasına “terek veya tirig ev” dediklerini yazıyordu. Moğallarda gelin evi anlayışının daha geç çağlarda yerleştiği, bu kaynaklardan anlaşılıyordu.

Kuzeydeki Turalı Türk boyunun destanlarında yiğidin “nikahtan sonra otağa (yani gelin odasına) girip, yedi gün yattıktan sonra savaş için izin” istediğinden söz açılıyordu. Türk destanlarının “gerdekte yedi gün murad alma” teması üzerinde durulması gereken bir motifidir. Daha kuzeydeki Om Türk destanlarında ise, “atı uçabilen bir yiğidi, Gün Han’ın kızı beğeniyor, hemen orada bir cibinlik (cıbındık) kurup, gerdeğe giriyorlar.”

Tabii olarak bu destan Göklerle ilgili ve tam bir mitolojidir. Cibinlik, perde demektir. Göklerdeki gerdeği gelmişken,biraz dana eskilere gidelim, kız kaçırma çağlarına! Kız anası ile babasından haberli olarak, gence bir mendil verir ve böylece evlenmeye rıza gösterirdi. Bundan sonra oğlan geleneğe uyarak, kızı kaçırırdı. Cermenlerde de bu haberli kız kaçırma vardır. Altay Türklerinde böylece kız kaçırıldıktan sonra oğlanın yurdunda bir "otağ” yani gerdek evi yapılırdı.

Kapısı olmayan bu otağda, gelin ile güveyi, üç gün kalırlardı. Onlara ateş ve kibrit ". Verilmediğinden, ateşlerini de çakmak taşı ile kendileri yakmak zorundaydılar. Büyük devlet hayatı yaşamamış bu Türkler, böylece binlerce yıl önceki Türk geleneğini devam ettiriyorlardı. M.ö. 200 yılında, yani Mete çağında bile dünürlü, aracılı, düğünlü evlenmeler yapıldığına göre, bunun Mete’den ne kadar daha çok öncelerinden geldiğini düşünebiliriz.

Anadolu’da gerdek gecesi için “kapama” denmesi de bize, ister istemez bu çok eski günleri hatırlatıyor. Uygur yazısıyla yazılmış Oğuz destanında “Oğuz Kağan gökten bir ışık içinde düşen bir kız gördü, onu sevdi, aldı; onunla yattı, muradını (tilegüsin) aldı, kız hamile (töl boğaz) oldu”. Böylece Oğuz Han’ın, Ay Han, Gün Han ve Yıldız Han adlı oğulları, bu hatundan oldu, Türkistan’da da gerdeğe giren çiftler, üç gün anne ve babalarına görünmüyorlardı.

“Gelin evi” veya gerdek çadırının Türklerde kutlu olduğunu, yukarıda söylemiştik. Dede Korkut kitabında şöyle deniyordu: “Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense, ok atar idi. Oku ne yerde düşse, anda gerdek diker idi. Beyrek Han dahi okun attı, dibine gerdiğin dikti. Adaklusından bir kırmızı kaftan geldi, "Beyrek giydi.” Görülüyor ki gerdek yeri eski ve kutlu bir gelenekle okla tayin ediliyordu. Nişanlısından gelen gerdeklik kaftan da kırmızıdır.

Beyrek Han bu kaftanı kendisinden sonra evlenmeleri için kırk yiğidine ve sonra da bir dervişe vermek isteyecektir. Kerkük’te de gelinler, hamamın üçüncü günü gelinlik elbisesini, fakir bir kıza veriyorlar ve ondan sonra da artık çeyizlerinden giyinmeye başlıyorlardı. Yine Dede Korkut’ta görklü ve kutlu gerdek için, “ev yanında dikilse gerdek görklü, uzunca tenefi (yani ipleri) görklü” deniyordu. Bundan da anlaşılıyor ki, gerdek evi, obanın içinde oluyordu. Yine Dede Kor-kut’taki “ala kızıl gerdek” deyimi ise, gerdek evinin haşmetini gösteren bir söz olmalıydı. Bazen de gerdek otağına, “ap alaca gerdek” deniyordu.

Yine “Oğulı ulu gerdeğe geçürem” derken de, gerdeği ulu ve kutlu sayıyorlardı. Anlaşıldığına göre gerdek odası, kuru bir oda değildi. Dede Korkut’ta “gerdeği içinde yeyüp içüp, bihaber oturur idi” dendiğine göre, gelin ile güveyi gerdekte yiyip içip, konuşarak birbirlerine yakınlaşma imkanı buluyorlardı. Gerdek, bir dilek ve murat yeri idi. Oğuz Kağan nasıl dilediğini, yani (tilegüsin) gerdekte aldı ise “Kanturalı da gerdeğine girip, muradına maksuduna erişmişti”.

Ancak bu dilek ve murat, onlara Tanrı tarafından yazılmış ve nasib edilmiştir. Ancak yiğidin görülecek bir işi, alınacak bir öcü varsa, gerdekte kılıcını karısı ile kendisi arasına koyuyor ve böylece zifafı geciktiriyorlardı. “Gelin odası”nın başta gelen sembolleri ise yastık ile yorgandı. Yastık, evlilikten daha önde geliyordu. Bunun için Dede Korkut’ta Banı Çiçek kocası için, “gönül ile sevdügüm, bir yasdukta baş koyduğum, yolunda öldüğüm, kurban olduğum” diye ağlıyordu.

Küfürlerini de yastık üzerine yapıyorlar ve “yarım kerpüç yasduklu, yonma ağaç tanrılı” diye gávuru küçümsüyorlardı. Türk mitolojisinde güçlü ve büyük hatunlar, gerdekte erkeğin üstünlüğüne dayanamazlardı. Kanıkey Hatun, Manas Hanı gerdek odasında vurup, ölesiye yaralamıştı. Bu duyguyu Mete ile Oğuz Han’ın babalarını öldürmeleri psikolojisi ile karşılaştırmamız gerekir.

Gerdek kelimesinin sözlükteki anlamı nedir?

1- Gelin ile güveyin düğün gecesi yalnız kalmaları. Gelinle güveyin ilk kez birlikte olmaları.

2- Zifaf